Peygamberimizin doğduğu dönemde Mekke'de insanlar arasında yaygın olan dini inanç nedir ?

Ask

New member
Başka bir tarafta ailesinin geleceğini, çocuklarının güvenliğini ve toplumsal ilişkilerini önemseyen bir kadın düşünelim. O da dini gelenekleri yalnızca ritüel olarak değil, ailesinin ve çevresinin kimliğini oluşturan bir unsur olarak değerlendirebilir.

Bir başka erkek ise mevcut sistemden rahatsız olup “Bu putların gerçekten ne gücü var?” diye sorgulayabilir. Başka bir kadın da aynı sorgulamayı yapabilir.

Yani mesele cinsiyetten çok insanın inançla kurduğu ilişki üzerinden okunmalıdır.

Dini İnanç ile Toplumsal Hayat Birbirinden Ayrı Değildi

Mekke'deki dini yapı yalnızca ibadetlerden oluşmuyordu. Din, toplumun ekonomik ve sosyal düzeniyle de bağlantılıydı.

Kâbe'nin Mekke için taşıdığı dini önem, şehrin Arap Yarımadası'ndaki konumunu da etkiliyordu. Hac ve ziyaretler farklı kabilelerden insanların Mekke'ye gelmesine imkân sağlıyor, bu da şehrin ticari ve sosyal önemini artırıyordu.

Dolayısıyla Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği tevhid mesajının sadece “hangi puta tapıyorsunuz?” tartışmasından ibaret olmadığını anlamak gerekiyor.

Tevhid düşüncesi, Allah'ın tek ilah olduğunu söylemekle birlikte insanın değerini de farklı bir zemine taşıyordu. İnsanların soy, kabile ve servet üzerinden üstünlük kurmalarına yönelik eleştiriler, İslam'ın toplumsal mesajının önemli parçalarından biri haline geldi.

Burada düşündürücü bir soru ortaya çıkıyor:

Bir toplumun dini inancı, o toplumun ekonomik ve sosyal düzeninden tamamen bağımsız olabilir mi?

Mekke örneği, bunun pek kolay olmadığını gösteriyor.

Hz. Muhammed'in Doğduğu Ortamı Anlamak Neden Önemli?

Hz. Muhammed'in peygamberlik görevinin başlangıcını anlamak için doğduğu toplumun dini yapısını bilmek büyük önem taşır.

Çünkü İslam'ın ilk mesajlarından biri doğrudan bu inanç sistemine yönelikti: Allah'ın birliği ve yalnızca O'na kulluk.

Kur'an'ın Mekke döneminde inen surelerinde putperestlik eleştirileri, Allah'ın yaratıcı oluşu, kıyamet, hesap günü, insanın sorumluluğu ve ahlaki davranışlar sıkça vurgulanır.

Bu açıdan bakıldığında Hz. Muhammed'in getirdiği mesaj, Mekke toplumunun mevcut dini anlayışının temel kabullerinden birini kökten sorguluyordu.

Mesele yalnızca “Putları bırakın” değildi.

Asıl mesele şuydu:

“İnsanın nihai bağlılığı kime olmalıdır?”

Bu soru, 7. yüzyıl Arabistan'ının sınırlarını aşan bir soru haline geldi.

Mekkelilerin Hepsi Aynı Şekilde mi İnanıyordu?

Kesinlikle böyle düşünmemek gerekir.

Bir toplumun çoğunluğunun belirli bir inanca sahip olması, toplumdaki herkesin aynı düşünceye sahip olduğu anlamına gelmez. Mekke'de de farklı seviyelerde ve farklı biçimlerde dini kabuller bulunuyordu.

Kimi insanlar geleneklerine güçlü biçimde bağlıydı. Kimi insanlar putları sorgulamasa bile Allah'ı yüce yaratıcı olarak kabul ediyordu. Kimi insanlar ise geleneksel Arap dini anlayışından uzaklaşıp tek Tanrı inancını arıyordu.

Üstelik insanların dini inançlarını yalnızca teorik fikirler olarak değil, yaşadıkları sosyal çevrenin bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor.

Bugün bile insanlar ailelerinden gördükleri gelenekleri sorgulamadan sürdürebiliyor. Bazıları ise “Ben bunu neden yapıyorum?” diye soruyor.

İşte insanlık tarihi boyunca değişmeyen en ilginç şeylerden biri belki de bu soru.

Forumun Asıl Tartışma Noktası: İnsan Neye, Neden İnanır?

Bence bu konunun en ilginç tarafı, bizi sadece 6. yüzyıl Mekke'sini anlamaya değil, genel olarak insanın inanç dünyasını düşünmeye zorlaması.

Mekke toplumunda putların varlığı bize dışarıdan oldukça uzak görünebilir. Fakat insanın kendisini güvende hissetmek için sembollere, alışkanlıklara ve geleneklere bağlanması hiç de yabancı bir durum değil.

Üstelik burada “put” kelimesini yalnızca taştan yapılmış heykeller olarak düşünmek de meseleyi daraltabilir. İnsan bazen makamı, serveti, kabileyi, şöhreti veya gücü hayatının merkezine koyabilir.

İşte İslam'ın tevhid anlayışını yalnızca tarihsel bir put tartışması olmaktan çıkaran nokta da burada ortaya çıkıyor.

İnsanın hayatındaki en büyük değer nedir?

Kendisine güven veren şey ile gerçekten doğru olduğuna inandığı şey arasında çatışma yaşarsa hangisini seçer?

Toplumun tamamı bir düşünceyi savunurken tek başına farklı düşünmek ne kadar kolaydır?

Hz. Muhammed'in Mekke dönemindeki tebliğini anlamaya çalışırken bu sorular oldukça anlamlı hale geliyor.

Sonuç: Mekke'deki Yaygın İnanç Neydi?

Özetlemek gerekirse, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in doğduğu dönemde Mekke'de yaygın dini anlayış putperestlik ve şirk temelli geleneksel Arap diniydi. Bununla birlikte Mekkelilerin Allah inancı tamamen ortadan kalkmış değildi. Birçok kişi Allah'ı yaratıcı olarak kabul ediyor, fakat O'na başka varlıkları ortak koşuyor ve putları Allah'a yaklaşmak için aracılar olarak görüyordu.

Kâbe kutsal kabul ediliyor, ancak Kâbe çevresindeki dini uygulamalar tevhid anlayışından önemli ölçüde uzaklaşmış bulunuyordu. Bunun yanında Arabistan'ın farklı bölgelerinde Yahudiler, Hristiyanlar ve başka inançlara mensup insanlar da vardı; tek Tanrı inancını arayan hanifler de bulunuyordu.

Bu yüzden dönemin Mekke'sini tek renkli bir “putperest şehir” olarak görmek yerine, gelenek, ticaret, kabile, kutsallık, aile ve bireysel inançların birbirine karıştığı canlı ve karmaşık bir toplum olarak düşünmek çok daha doğru olur.

Ve belki de en güzel soru şu:

İnsanların inançlarını değiştirmesi için yalnızca yeni bir fikir duymaları yeterli midir, yoksa bazen bütün hayatlarını yeniden düşünmeleri mi gerekir?

Mekke'de başlayan tevhid çağrısının tarihsel etkisini düşündüğümüzde, bu sorunun neden hâlâ tartışmaya değer olduğunu anlamak hiç de zor değil.
 
Üst